parce que

''Ce qu'on appelle la posterité, c'est la posterité de l'oeuvre''


'' çocukluğumuzda içimizde yer eden okul korkusunu, sonraki iş hayatının da katkıları sayesinde bir türlü içimizden atamadığımız doğru. Ama ben yine de pazar sıkıntısının köklerinin yalnızca okulla açıklanamayacak kadar derinde olduğu, bu sıkıntının ev denen mutluluk mekanının arka bahçesi olduğu kanısındayım'' (71)

Nurdan Gürbilek, ''Ev Ödevi''






'' Karnımızı doyurmak için çırpındığımız her anı eşyalarımızda dondurup saklamamız boşuna değildir. Soluk alıp verdiğimizi, geçmişte de var olduğumuzu kendimize kanıtlama ihtiyacı içindeyiz. Bedenlerimizi ve ruhlarımızı dünyamızın saldırılarından korumak için kurduğumuz şaşırtıcı, mucizevi savunma sistemimizin kıymetli bir parçasıdır dekorlarımız''

Latife Tekin, ''Buzdan Kılıçlar''





''Aklın bize geçmiş diye sunduğu şey aslında geçmiş değildir. Aslında hayatımızın her saati, tıpkı kimi halk efsanelerindeki ölülerin ruhları gibi, ölür ölmez somut bir nesnenin içine gizlenerek onda vücut bulur. Oraya hapsolur ve biz o nesneye rastlamazsak, temelli orada hapis kalır'' (23)

Marcel Proust, Sainte- Beuve'e Karşı







''Bir gün o duvarlar söküldü, demiryolu ile plajın arasına geniş bir sahil yolu girdi. Hayatımızı renklendirmiş küçük şeylerin yok olacağını, olabileceğini, ilk kez o duvarların boşluğunu hissedince anladım. Geçmişimizi oluşturan o dikkate değmez, sıradan, önemsiz, alelade şeyler bir aradayken meğer ne kadar anlamlıymış'' (13)

Kitap: Ayfer Tunç, Bir Maniniz Yoksa Annemler Size Gelecek.




 '' Bir ölüden mektuplar alıyorsak, o daha ölmemiş demektir; bizim gözümüzde ancak mektuplar kesildiğinde ölür o, gerçekte ise çok daha önce ölmüştür ve postanın uzun yolu nedeni ile yaşamını uzatmak zorunda kalmıştır'' (19)

Kitap: Melih Cevdet Anday. İsa'nın Güncesi


'' Eski şapkalarımız, ayakkabılarımız, elbiselerimiz gün geçtikçe bizden bir parça olmazlar mı? Onları sık sık değiştirmek isteyişimiz de bu yüzden değil midir? Yeni bir elbise giyen adam az çok benliğinin dışına çıkmışa benzer: Kendinden uzaklaşmak, ona bir değişikliğin arasından bakmak ihtiyacı, yahut '' ben artık bir başkasıyım'' diyebilmek saadeti. '' (16)

Kitap: Ahmet Hamdi Tanpınar, Saatleri Ayarlama Enstitüsü





''Geçenlerde düşümde yüksek bir yapının camının altında, bir parmak kadar dar bir yere abanıp kalmıştım. İçeriye girsem, girmeye yeltensem, camdan odaya bir adımımı atsam, düşüp ölecektim. Ama o cam kenarına yapışıp, boşluğun üstünde kendimi tutacak gücüm kalmamıştı. Nasıl olsa çözülecekti ellerim. Ve ben düşecektim boşluğa.'' (1)

Kitap: Tezer Özlü'den Ferit Edgü'ye.





''sanki karşımda içindeki hiçbir şeyi göremediğim vitrinler varmış gibi, her kelimede durarak yazıyorum. Sonunda bende kalan ise, göz ucuyla seçebildiğim kumaşların renklerine, bilmem hangi nesnelerle bestelenmiş, şöyle bir kulağıma çalınmış ezgilere benzeyen yarım duygular, yarım ifadeler. Yazarken, ölmüş çocuğunu kollarında sallayan deli bir kadın gibi kendimi sallıyorum'' (162)

Kitap:  Fernando Pessoa, Huzursuzluğun Kitabı





''zaten biz soyunmasak bile onlar üzerimizden liyme liyme dökülüyorlar. Fakat olmuyor, bize lazım olan, gömlek değiştirmek değil, içten değişmektir'' (119)






Kitap: Ahmet Hamdi Tanpınar,  Mahur Beste 














''kalın bir muşamba, eski kalın bir yağmurluk nasıl terler yağmurda, nasıl buğular çıkarır, içindeki yün renkleri nasıl birbirine karışır da alacalı, hüzünlü bir şey olur; işte tamtamına öyle ağlıyordu'' (78)

Kitap: Tomris Uyar, Dizboyu Papatyalar 










'' Kondu mavisi Çiçektepe'nin her şeyine sindi. Evlerin yüzüne vurulacak kireçler bu suyla karıldı.Kondular maviye boyandı.Bütün kondular birbirinin aynı oldu. İnsanlar kondularını şaşırdı. Sonraları herkes kondusuna ayrı bir işaret koydu. Kimi kondusunun önüne direk dikip direğe bez bağladı. kimi duvarlarına renkli taşlar kaktı. kimi bahçesine ağaç dikti. İnsanlar yeni yeni tanışıp kaynaşmaya başladıklarından adlarını getiremediklerinin ' bez bağlayan' 'taş kakan' diye işaretlerini söylediler.Bu yüzden bazı insanların adları unutuldu. Adları unutulan insanlar işaretleriyle çağrıldı'' (17)






Kitap: Latife Tekin, Berci Kristin Çöp Masalları.











'' Zaman öldürmek mi? Bunu hiçbir zaman söyleme. Kimse öldüremez zamanı...
Ancak zaman bizi öldürür. ''


Kitap: Ferit Edgü. Seyir Sözcükleri



ceket vardı, kaldırıldı.




dimdik diktim seni
zaten ben dikmesem başkası dikecekti.
o yüzden önce davrandım, kış ayında güneşi kapadım.
önce gözlerini diktim, sonra parmaklarını
sonra da
bir iple beline bağladım ne kadar uzakta kaldıklarının hesabını.






''basit hatta belki de hiç güzel olmayan bir resim bende ne müfrit intibalar bırakmış, ne geniş ümitler doğurmuştu. O soluk insan yüzüne kitaplar dolduracak kadar çok manalar vermiş, onda, hakikatte asla mevcut olmayan vasıflar bulmuştum.'' (69)


Kitap : Sabahattin Ali,  Kürk Mantolu Madonna


nasıl bir kafiyeye bürünmüş kim bilir gökyüzü
hiç durmadan
bir evle
bir ağaçla
bir insanla
bir köprüyle uyak halinde.
çarşılar var sonra gözümü kapayınca, dükkanlar açılıyor kepenk kepenk.
gördüklerimi kitaplarda görünce hatırlıyorum.
yoksa,
gökyüzünü nereden bulacaktım ki?





''-Bu boya ile örttüğün resimlerin kıymetini biliyor musun?
-Kargacık burgacık şeylerdi, ne kıymeti olabilir?
başımı önüme eğdim.
Benim için kıymetli olan, onun için değildi.Hoş, bu bütün hayat için de böyle değil mi? '' (97)



Kitap: Fikret Adil, İntermezzo 
elbise vardı, sökülüp atıldı.



''- düşünüyorsun. Daima düşünüyorsun...Fakat kimi? Benden çekinme!... Kendine yakın bil... Yüzüm siyah ise ruhumun da karanlık mı olması lazım gelir...Ben noksan bir vücut isem bir kalbim de yok mu? Kimseye acımaz, kimseyi sevmez miyim sanıyorsun? '' (114)



Kitap : Samipaşazade Sezai, Sergüzeşt 





''Aslında böyle rastlantılar yoktur. Bir kimse bir şeye mutlaka gereksinim duyuyor ve o seyi ele geçiriyorsa bunu ona sağlayan rastlantı değildir. Kendisini, kendi içindeki istek ve zorunluluk cekip ilgili nesneye götürmüştür.'' (127)

Kitap: Hermann Hesse. Demian





'' Ben de pekala şu mesut insanların fotoğraflarını çıkarttıkları fotoğrafhanelerden birine girebilir, ben de mesudum, benim de resmimi çekebilirsiniz, diyebilirim. Fotoğrafçı da itiraz edemez, sizin kimseniz yok, fotoğrafı ne yapacaksınız diyemez.Sorarsa elbette günün birinde benim de bir sevgilim olabilir.Sizin çekeceğiniz bu en güzel fotoğraf onun çantasının bir köşesinde, güzel kokular içinde yatabilir, derim. '' (7)




Kitap: Ziya Osman Saba, Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi






'' şu büyülenme ne garip şeydir? Bir parçaya bakarsınız ve yavaş yavaş o, bir kadın yüzü imiş gibi, sizi büyüler, şaşırtır ve teshir eder. Onun şeklinden, renginden, eşyalık çehresinden gelen acayip cazibesi içinize akar ve siz bu şeyi hemen sever, özler ve istersiniz. '' (154)



Kitap: Guy de Maupassant,  Saç